Teori
Vakıf kelimesi, sözlük anlamı olarak “durdurma, alıkoyma, ayırma,
bağlama, bir malı veya mülkü -satılmamak kaydıyla- bir hayır işine bağışlama, bırakma” anlamlarına gelir.[1]
Yine “bir hizmetin gelecekte yapılması için bir kimse tarafından belli
koşullarla ve resmi bir yolla ayrılarak bırakılan, mülk ya da para” olarak ifade edilir.[2] Diğer bir tanımlamada vakıf, bir mülkü kamunun menfaatine
veya bir hayır işine te’bîden, yani devamlı olarak terk eylemek olarak da ifade
edilmiştir. .[3]
Vakıf sistemi içerisinde gayrimenkuller, menkuller, haklar ve markalar yer
alabilmektedir. Piyasada her türlü değer ifade eden varlıklar vakıf malı
olabilir.
Osmanlı devletinin mali teşkilatı; merkezi
maliye, tımar sistemi ve vakıflardan oluşur.[4]
Vakıflar Osmanlı ekonomik modelinde %40’lara varan bir ekonomik büyüklüğe
sahiptir. Günümüzde devlet %50’nin üzerinde bir ekonomik büyüklüğü kontrol
ederken, vakıfların ekonomik sistemde olduğu modelde vakıflar %40’lara varan
ciddi bir ekonomik değeri kontrol etmekte ve yönetmekte idiler.
Vakıflar; han, hamam, cami, bedesten, kütüphane, medrese, üniversite,
hastahane, çarşı, toplu veya bireysel imalat yerleri, köprü, altyapı,
teknolojik yenilik ve kimsenin yatırım yapmayacağı toplumun geleceğine yönelik
kamu yatırımlarına yapmakta idiler.
Para
vakıfları, bir
gayrimenkul malın değil de belirli
bir paranın vakfedilmesiyle oluşan vakıf türleridir. Bu vakıflarda para,
“mütevelli heyeti” olarak adlandırılan ilgili sorumlu kişiler tarafından
işletilir, elde edilen kar, vakfın
kuruluş amacına göre harcanır.[5]
Ebussud Efendi’ye göre para vakıfları ile ilgili yaklaşımlar şunlardır.
1- “vakıf konusu olan malın, aynı baki
kalarak (varlığını korumak şartıyla) kendisinden yararlanılan bir mal olması
gerektiği” kuralıdır. Parada emsalinin sürekliliği, aynının sürekliliği gibi
değerlendirilir. Vakfedilen para kredi kullananın zimmetinde ve müteşebbisin
elinde bulunmakta, vakfa da misliyle iade edilmektedir. Dolayısıyla paranın
emsalinin sürekliliğini koruması (meblağ olarak varlığını sürdürmesi) diğer
vakıf mallarının aynının sürekliliğini koruması hükmündedir [6]
2- Para vakfı konusunda teamül oluşması
şarttır. Teamül oluştuğuna ve bu uygulamayla çatışan nass bulunmadığına göre,
ilgili teamülü geçerli saymak gerekir.
3- Örf (teamül) objektif ve
gözlemlenebilir bir olgudur. Onun tespiti için ayrıca müçtehidin onayına gerek
yoktur.
4- vakfeden ve mütevellinin hakime
gitmeleri; vakfedenin vakıf işleminden dönme talebinde bulunması, mütevellinin
vakfın geçerli (sahih) ve bağlayıcı (lâzım) olduğunu ileri sürerek bu talebin
reddini istemesi üzerine hakimin vakfın geçerli ve bağlayıcı olduğuna hükmetmesiyle
para vakfı tescil edilmiş olur. Tescilin Züfer’in görüşüne dayandırılması
durumunda ise öncelikle Züfer’in görüşüne dayanılarak vakfın geçerli olduğuna,
ardından da Ebu Yusuf ve Muhammed’in görüşüne istinaden vakfın bağlayıcılığına
ayrı ayrı hükmetmek gerekmektedir. Her iki hükümde birbirinden bağımsız kabul
edildiği için bir konuda iki ayrı müçtehidin görüşlerini birleştirmek gibi
olumsuz bir durum da (halt-ı mezahib) söz konusu değildir. Ebussuud Efendi’ye
göre para vakfının geçerliliği ve bağlayıcılığı birbirinden bağımsız iki ayrı
meseledir. Dolayısıyla hakimin her iki meselede farklı müçtehitlerin
görüşlerine istinaden hüküm vermesinde bir sakınca yoktur. Hakim, maslahata
binaen bu tür uygulamalar yapabilir.
Osmanlı dönemi ilk para vakfı örneklerine II. Murat, Fatih Sultan Mehmet dönemlerinde rastlanmaktadır. İstanbul Tahrir kayıtlarına göre en eski tarihli para vakfı H. 866 / M. 1461,
İstanbul Şer’i Mahkeme sicil kayıtlarına göre ise H. 888 / 1493′dür.[7]
İstanbul’da Fatih’ten itibaren, 1456-1551 tarihleri arasında 1161 para vakfı kurulmuştur.[8]
Vakıflar; ticari aktiviteler için borç vermekte idiler. Özellikle “ana ölmez kar yarı” deyiminin çokça
kullanıldığı ticari aktivitelere vakıflar için cevaz verilmişti. Bu gün finans
kurumlarının bu modele yakın olarak uyguladıkları murabaha temelli finans
modeli buna yakın olsa da, bu model daha çok Mudaraba yöntemi olarak
algılanmaktadır.
Bu gün olduğu gibi geçmişte de finans sistemi ile uğraşanlar için en çok
eleştiri alınan konu faiz (riba) olmutur. Çünkü bu
vakıflar ellerindeki nakitleri belli bir oran üzerinden işletmektedirler. Dolayısıyla para vakıfları, başlangıçta, ellerindeki
nakitleri ihtiyaç sahiplerine verirken, geri ödeme yapılacağı zaman % 10 – % 15
oranı arasında, anaparadan bağımsız bir ek getiri istemektedir. Hiç şüphesiz bu
şekilde işletme tarza ahkamı şer-iye kuralları müvacehesinde olmakta idi.
Vakıf paraların işletilmesinde muamele-i şer’iyyenin yanında gayrimenkul
ipotekli kredi olarak tanımlayabileceğimiz (bey’ bât, bey’ bi’l-vefâ ve bey’
li’l-istiğlâl) gibi işlemlerin de uygulandığı görülmektedir. Ayrıca, teorik
tartışmalarda mudarabe (kar-zarar ortaklığı) usulünün de gündeme geldiği, ancak
uygulamada tercih edilmediği anlaşılmaktadır. [9]
Para vakıflarının özellikle aynı yaşam ve faaliyet alanına sahip olan ve
benzer risklere maruz kalan grupların fertleri arasında bir dayanışma ve sosyal
güvenlik müessesesi olarak geliştirildiği görülmektedir. Aslında para
vakıfları gayrimenkul vakıflara göre daha
esnek ve hızlı işleyen bir oluşumdur. Bu nedenle “avarız
vakıfları“, “eytam
sandıkları”, “orta
sandıkları” ve “esnaf
sandıkları” gibi oluşumlar, sosyal
güvenlik ve dayanışma çatısı altında oluşturulmuşlardır.
[1] DEVELİOĞLU Ferit, (1993),
Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi Yayınları, Ankara, s.
1134.
[2] Türkçe Sözlük, (1999), Dil
Derneği yayınları, no:9, İkinci Baskı, Acar Matbaacılık, Ankara, s. 1307.
[3] ARMAĞAN Mustafa, (2006), Osmanlı: Bir vakıf Medeniyeti, Sivil Toplum Dergisi, Yıl: 4, Sayı: 15, Temmuz / Eylül
dönemi, http://www.siviltoplum.com.tr/?ynt=icerikdeta y&id=570
(07.02.2009).
[4] TABAKOĞLU Ahmet, (2002),
Yenileşme Dönemi Osmanlı Ekonomisi, Genel Türk Tarihi 7, Ed. Hasan Celal
Güzel, Prof.Dr. Ali Birinci, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, s. 616.
[5] ÇİZAKÇA Murat, (1993), Risk Sermayesi Özel
Finans Kurumları ve Para Vakıfları, İslami İlimler Araştırma Vakfı Yayını, Tartışmalı
ilmi Toplantılar Dizisi, İlmi Neşriyat, İstanbul, s. 67.
[6] OKUR Kaşif Hamdi, (2005), Para
Vakıfları Bağlamında Osmanlı Hukuk Düzeni Ve Ebussuud Efendinin Hukuk Anlayışı
Üzerine Bazı Değerlendirmeler, Gazi Üniversitesi Çorum İlahiyat Fakültesi Dergisi,
2005/1-2, cilt: IV, sayı: 7-8, ss. 33-58.
[7] KURT İsmail, (1996), Para Vakıfları,
İslami İlimler Araştırma Vakfı, Ensar neşriyat, Tartışmalı İmli Toplantılar
Dizisi: 23, İstanbul, s. 170.
[8] DÖNDÜREN Hamdi, (2008), Osmanlı
Tarihinde Bazı Faizsiz Kredi Uygulamaları ve Modern Türkiye’de Faizsiz
Bankacılık Tecrübesi, Uludağ Üniversitesi, İlahiyat fakültesi Dergisi, Cilt:
17, Sayı:1, Bursa, s. 4.
[9] ÖZCAN Tahsin, (Ekim 2008),
Osmanlı Toplumuna Özgü Bir Finansman Modeli; Para Vakıfları, MÜSİAD Çerçeve
Dergisi, İstanbul s.126
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder